Ailem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ailem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos, 2014

Balkon Keyfi

Herkese merhaba...
Sanırım bu sene ben leyleği havada görmüşüm, yine gezmelerdeydim. Ama uzaklara gitmiyoruz, Ankara'yı keşfediyoruz, çevre ilçeleri, yakınlarını...Bu haftasonu eşimin arkadaşının ailesinin Kazan'daki bahçe evindeydik...Güzel bir pazar günü geçirdik, hele ki çocuklar...Toprakla oynadılar, bahçede koştular, kedi, köpek, tavuk vb bir sürü hayvanla tanıştılar, bizimle birlikte domates, biber topladılar, bağında kavun karpuz gördüler...Güzel bir pazar günüydü :)

Yorgun döndük geç vakit eve, bu pazartesiye yazacağım yazıyı da yazamadan yattım (dün yani 10 Ağustos pazar günü hakkında farkındaysanız başka hiç bir şey yazmıyorum, sabah erkenden görevimi yerine getirip uzaklaştık tüm haberleşme araçlarından...hiç olmazsa eve dönene kadar umut etmeye devam edebileyim diye...)
Son bir haftadır balkonumla ilgili bir yazı için döküman topluyorum. Nasıl yani diyeceksiniz, hemen anlatayım. Benim evimin ince uzun bir balkonu var, oturmaya pek elverişsiz, çiçek yetiştirme konusunda verimsiz ama bol bol kirlenen, eziyet eden bir balkon. Çok keyif yapma şansımız yok balkonda , Ankara'nın eski evlerine aşina olanlar bilir, yandaki apartmanla balkondan balkona çay kahve servisi yapabilecek kadar yakındır balkonlar, dolayısıyla şöyle rahat bir keyif yapamazsınız.Ama ben tüm olumsuzluklara rağmen balkonumu çiçeklerle donatmaya arada örgümü alıp keyif yapmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz hafta içinde yazlık çiçeklerimin hepsi yavaş yavaş çiçeklendi, ben de size onlar açtıkça resimledim. Doküman toplama işim buydu. Bu arada bu çiçekler yaz çiçeklerim, kış gelince saksılar kışa uygun çiçeklerle donanıyor...



Efendim bu gazanyam, aynı saksıda bir iki rengim daha var ama onlarda çiçek yoktu size sadece bunu resimledim .

 


Bu her yaz balkonumun olmazsa olmazı fesleğenim...

 

Fesleğenim komşusu süs biberim, ama süs olarak kalmadı eşimle ben o biberleri yedik, şimdi yeniden çiçeklendi :)


Bu benim derme çatma yaptığım minik bahçem, bir kasa, çöp torbası, toprak bahçemi oluşturdu, içine iki kö domates iki kök biber diktim. Domatesim kızardı yedik, biberlerim hala çiçekli bir türlü dökmediler :(




Bu güzellikler ise glayöllerim....Babamın bahçesinde renk renk var bunlardan, ben de heves ettim saksıya dikiverdim bir kaç soğan. Paket karışık renkliydi, çiçekler açtıkça süpriz oluyor bana da...Ben bakmaya doyamadım bunlara ....

Henüz çiçek açmayan sardunyam ve sakız sardunyalarım var. Annemden getirmiştim yeni köklendiler, diktim tutmuşlar ama daha yeni yeni yapraklanıyorlar...Çiçeklensinler hemen onalrı da resimlerim :)

Şimdi de keyif kısmına geldi, küçük balkonumda bu çiçeklerin arasında ara sıra elime örgümü alıp hatta bazen kitabımı alıp keyif yapıyorum. Bugünlerde elimde Umberto Eco'nun Prag Mezarlığı var, birkaç tane de sırada bekleyen kitap.

Elimde ise çok zamandır "mutlaka örmeliyim" dediğim şal...O kadar beğendiğim bir modeldi ki aynı anda iki tane başladım, biri beyaz biri kırmızı...beyazın kenar sırasındayım...


 

Haydi ben örmeye devam edeyim de sizi fazla merakta bırakmayayım...

04 Ağustos, 2014

Bezginlik...

Merhaba herkese, tatilden döndüm.." Ne tatili ?? herhalde ara verdi onu kastediyor", diyenleriniz olacaktır, aradan değil gerçek tatilden bahsediyorum. En son yazdığım yazıdan sonra, Eylül'ümü aldım, anneanne ve dedemizi ziyarete gittik. Geçen senenin rekorunu kıramadık, bu yaz sadece 38 gün kalıp döndük :) Ama güzel bir tatil yaptık. Fotoğraf çekme işinde biraz daha istekli ve kabiliyetli olsam sizlerle bizim oraların ne güzelliklerini paylaşırdım ama, ümitsiz gibiyim bu konuda...

"İyi de bezginlikle ne alakası var? Ne güzel tatil yapmışsınız, muhteşem bir dönüş beklerdik biz senden ", diyeceksiniz, ama yok öyle olmadı. Dinlendim dinlenmesine, hatta kızım kollukları takıp "cuppa!" yapmayı çok sevdiği için uzun zamandır tadını çıkaramadığım kadar çok denizin ve güneşin tadını çıkardım ama Ankara'ya dönünce bir şeyler oldu...Sanki hiç tatil yapmamış gibi canı sıkkın, yorgun, bezgin bir ruh haline büründüm. Ankara o kadar sıcak o kadar sıcaktı ki, çoğu gün elime hiç bir iş almadan bitti günüm. Tatilde örmeye başladığım eve dönüşte biter diye umduğum işler bile hala beklemede...Bezginliğim o kadar arttı ki geçen Facebook'da paylaştım bunu. Yorumlar biraz hareketlendirdi beni, yarım örgülerden birini örmeye devam ettim. 

Pazar sabahı ise sanki içimdeki negatif enerjimi boşaltmam gerektiğini hissetmiş gibi kardeşim ve eşi, " haydi kahvaltıya Kızılcahamam' a gidelim " diye telefon ettiler. Hemen hazırlandık ve düştük yollara...Önce Kızılcahamam'da kahvaltı, sonra piknik yerlerinde ufak bir mola, sonra Güdül üzerinden Beypazarı...Akşam yemeği yerine geçecek geç bir öğle yemeği, Beypazarı'nda gezinti ve Ankara'ya dönüş...


Kızılcahamam-kahvaltı mekanı


Benim için çok güzel bir gün oldu, keşke daha iyi bir fotoğrafçı olsaydım da sizlere daha güzel resimler ulaştırabilseydim. 


Yeşilöz Köyü girişi-su molası



Burası üzerinden geçtiğimiz köprünün altında akan akarsu, kenarında piknik yapıyorlar, hatta içind eyüzenler bile vardı...Köprünün üzerinde Süvari yazıyordu, Güdül'den sonra Beypazarı'na doğru bir yerde ....






Beypazarı yolunda yolumuzu kesen keçi sürüsü :))


 
 
Pazar günü Beypazarı' da tatil yapıyordu...Turist çok ama açık yer azdı :(
 
Bu arada dönüş yolunda yol kenarında tarlası olan yaşlı bir amcadan 4 kilo kadar domates aldım, kilosu 1,5 liraydı...E ne var bunda diyeceksiniz, ama yaz ortasında bile Ankara marketlerinde (pazarda da durum aynıymış) domatesin güzelini (!) 3,5 liradan almak zorunda kalanlar benim bu domates alışverişi karşısında duyduğum heyecanı anlayacaktır.

Eve gelir gelmez kalite kontrol yaptım, amca sonuna kadar haketmiş o parayı, harika bir domates :)

Bu arada neden 4 kiloda kaldı hemen anlatayım, çok yağmur yağdığı için amca tarlaya girip rahat rahat toplayamadı domatesleri, biz de akşam vakti yormayalım dedik, toplayabildiği kadarını kardeşimle paylaştık. Bana kalsa tarlayı bozar getirirdim eve :)

26 Aralık, 2013

İyi ki Doğdun !

Uzun bir zaman yazmadan geçti. Ne zaman evimdne uzaklaşsam, dönüşümde bloguma yazı yazmaya ara veriyorum. Sanırım toparlayamıyorum kendimi, düzenimi yeniden kurmam zaman alıyor...
Bu sefer size yokluğumda neler yaptım, neler bitti neler başladı diye yazmayacağım. Sadece gece yarısı saat 02:10 da içimden geldi bloguma yazmak...Yazıyorum işte :) 

Aslında sizlerle paylaşmak istediğim ufacık bir şey var; bundan tam 2 yıl önce bir pazartesi sabahıydı, yine günlerden 26 Aralık, heyecanla hastane yoluna düşmüştük, eşim kardeşim ve ben. Hayatımın en güzel günü, en heyecanlı bekleyişi ve en muhteşem kavuşmasıydı o gün benim için. Minik prensesim, annesinin bir tanesi, sevgilim, aşkım, herşeyim, Eylül'üm aramıza katıldı o gün. Hastanede ilk gördüğümde deli gibi tutuldum ben kızıma...Kucağıma aldığımda herşey, hayatım, geleceğim, geçmişim silindi, yeniden yazılmaya başladı. 
2 yıl önce bugün ben Eylül ile birlikte sanki yeniden doğdum. 


Eylül'ün oyun odası- çalışma odam- oturma odamız 'ın her yerinde onun oyuncakları, kitapları, masası, ondan bir şeyler var...Kokusu odaya, eve sindi. Eşim de ben de ondan öncesini hatırlamıyoruz gibi :)

Yazıma başlarken aklımda yoktu bunu paylaşmak ama içimden geldi birden yazmak istedim.


İyi ki doğdun minik prensesim, canım kızım....Seni anlatamayacağım kadar çok seviyorum.

Not: ilk resim hastaneden, ben telaşla hediye gelen erkek zıbınlarını çantaya, hem de en üste koymuşum, kardeşimde telaşla eline ilk gelenleri giydirmiş. Kızım bu resminde erkek bebek gibi görünüyor :)


04 Temmuz, 2013

Herkese Merhaba

Herkese merhaba...
Uzun bir ay oldu, hiç bir şey yazamadan, paylaşamadan bitti. Koşturmacalar, sıkıntılar ve telaşlarla dolu bir ay geçti.
Temmuz başında kayınbiladerimin Urfa'da düğünü vardı, 4 gündür Urfa'daydık, dün döndük. Haziran onun hazırlıkları, koşturması ile bitti. Urfa sıcak, kalabalıktı. Kazasız belasız, ağız tadıyla atlattık düğünü, Urfa seyahatini derken, dün daha taksiden yeni inmiş, apartmanın girişine adımımı atmışken, hooop yerdeyim. Kucağımda Eylül, aman düşmesin yere çarpmasın diye akrobasiye kalkışınca bacağım biraz fazla incindi. Eşim Eylül'ü düşmeden aldı kucağımdan ama ben kurtulamadım yine de düşmekten. Yerden kalkamayınca, bacağımı kıpırdatamadığım için, hemen ambulans çağırdık ve acile gittik. Allah'a şükür ki ne kırık ne çıkık herhangi ciddi bir şey yok, bileğim şiş, düz kapağım ağrıyor, üzerine pek basamıyorum ama iyiyim...Bol bol dinleniyorum, dün kardeşim bugün eşim evde bana ve Eylül'e bakıyorlar...
Bu arada ben yokken neler olmuş diye bloglarınızı gezerken, sevgili Nesli'nin Bloglovin yazısını gördüm. Hemen ben de Bloglovin' e girdim.
Artık ben de Bloglovin' deyim...

02 Mayıs, 2013

Mayıs Çiçekleri :)

Nisan çiçeklerini bitirdim ve karşınıza Mayıs çiçekleri ile çıkıyorum.
Ama bunlar biraz farklı.Nisan aynın 22'sinde kızımla topladık bavullarımızı anneanne ve dedeye geldik. Ankara'da yağmuru, soğuğu bıraktık (gerçi biz geldikten sonra ısınmış havalar ) sıcacık havalara Didim'e geldik. 


Kızımla buraları yeniden keşfediyorum, hep dışardayız, Eylül toprakla suyla oynama çabasında, arada dedesinin güllerini, sebze fidanlarını incelemeye alıyor. Bıraksam fidanların üzerinde tepinecek, yerden kaldıramıyoruz kendisini.Akşama kadar yorgun düşüyor, akşam yemeğinden sonra hemen uyumasın diye dedesiyle gezdir gezdir biz telef oluyoruz :)


Arada etrafı geziyoruz, yazlıkların bahçesinde harika çiçekler var, onları başka bir yazımda paylaşırım inşallah. Biz şimdilik bahçelerden çok kırdakilerle ilgileniyoruz. Otlar, çiçekler, börtü-böcek ve kedi, köpek gibi şeyler daha çok bizim ilgi alanımız :))



Buraya gelirken yanımda sadece uzundur elimde olan İskoç Şalımı getirdim. Planım burada yeni işlere başlamktı, hemen alışverişimi yaptım, yeni örgülere başladım. Kızım için Kina yelekten başladım, o izin verdikçe örüyorum. Hanimelim'de beraber örelim diye bir  yelek modelim daha var, malzemesini alır almaz inşallah ona da başlayacağım...


Mayıs ayı şimdilik projesiz geçecek gibi, Ramazana kadar tatil, düğünler felan derken pek projeye fırsatım olmayacak gibi.Allah izin verirse Ramazanda güzel bir proje ile her gün yeni yazı girebilirim... 

Şimdilik tatildeyim :))

07 Kasım, 2012

Son Durum

Geçen hafta çarşamba akşamı Eylül çok ateşlendi, son günlerde burun akıntısı ve öksürüğü vardı, dedik herhalde iyice ağırlaştı durum o yüzden. Ertesi gün ateşi bir türlü düşüremeyince sağlık ocağına gittik. Doktor boğazında iltihap olduğunu söyledi, antibiyotik, burun damlası gibi ilaçlar yazdı ve ateş düşürücüye devam etmemizi söyledi. Perşembe, cuma ve haftasonu pek ateşi çıkmadı, ateş düşürücüye de gerke kalmadı. Ben pek ilaç kullanmaktan yana olmadığım için diğer ilaçlarını pek kullanmadım. Keyfi yerindeydi, ateşi pek çıkmadı. Pazar gününe geldiğimizde ise yavaş yavaş ateşi çıkmaya başladı. Pazar gecesi ateşi 39 u buldu, 4 saatte bir Calpol, arada ılık duş, ıslak havlu kompress derken sabahı ettik. Ateş 38 in altına düşmedi bir türlü, hemen doktorumuzu aradım o gün dolu olduğu için ertesi güne randevu aldık.

Pazartesi gününü ve gecesini de ateşli geçirdikten sonra salı günü doktora gittik. O gün ateş sabaha karşı düşmüştü ve tüm gün hiç çıkmadı. Doktora giderken yolda Eylül'ün çenesinde kızarıklıklar farkettim, doktorumuza gittiğimizde daha ben bundan bahsetmeden, Vedat Bey muayene sırasında kızarıklıkları vücudunda da gördü. Muayene sonunda bulgusu ise şuydu; Eylül 6. hastalığa yakalanmış. 6. hastalık önce ateş sonra kırmızı döküntülerle seyreden bir hastalık, biz ilk devreyi atlattık, şimdi döküntülerimzi var, bir de huysuzluğumuz...

Bu arada ben de kötü bir şekidle üşütmüşüm, öksürük burun akıntısı, baş ağrısı haftalardır nerdeyse devam ediyor. Eylül'le eş zamanlı hasta olunca dinlenemiyor, emzirdiğim içinse ilaç kullanamıyorum ve iyileşemiyorum.

Son bir haftadır ne doğru dürüst nete gireibldim, blogumla ve forumla ilgilenemedim, ne de örgü örebildim...Ve son durumların getirdiği bir kararla Cuma Projelerini şimdilik askıya aldım. Lifleri örmek kolay ama resimleri ve yazıyı zamanında yetiştirmek oldukça zor hele de bugünlerde.

Şimdilik elimdeki yarım işleri bitirmeye çalışacağım, bitirdikçe de sizlerle paylaşacağım.

6. hastalıkla ilgili bilgi için Prof. Dr Vedat Köseoğlu'nun sitesini ziyaret edebilirsiniz.

23 Eylül, 2012

Dağınıklık!

Şu an saat itibariyle pazar günü...Cumanın üzerinden 2 gün geçti yani ve benim cuma yayınım henüz girmedi :( Aslına bakarsanız lifim hazır ama çok sevdiğim bir örnek olmadı, keyif almadım örmekten ve sizinle paylaşmak çok cazip gelmedi bana. Ama yayını girmememin sebebi bu değil, daha çok dağınıklık!

"Nasıl yani? Ne dağınıklığı ? " diye sorduğunuzu duyar gibiyim...Hemen anlatayım; evin oturma odası olarak kullandığımız kısmı, Eylül hanımın gelmesi ile benim çalışma odam gibi oldu, zira benim çalışma odamı kendisine tahsis ettik, ben de oturma odasına taşındım. Taşınırken yünlerimi (oldukça çok miktardadır) çeşitli saklama kutularına, sepetlere koyup bir yerlere kaldırdım. Örerim diye düşündüklerimi de kütüphanemin raflarına dizdim. Zamanla bu kaldırdığım yünlerden bunları da örerim diye bir çok yün çıkardım odaya, artı yeni yeni yünler aldım. Ve oda o kadar karışık o kadar dağınık bir hal aldı ki, şimdi oda da o dağınıklığın arasında örmeye, yeni şeyler üretmeye çalışıyorum...Oysa dağınıklık o kadar ruhumu sıkıyor ki, ne ördüğümden ne de örmeyi düşündüklerimden bir haz alıyorum...




Sizlere bu dağınıklığın bir kaç resmini çektim. Utanmam lazım bu dağınıklıktan ama sizlerle paylaşıp bana biraz hak vermenizi istiyorum :( Pazar günü için planım odayı az da olsa toplamak, nefes alacak bir alan açmak...inşallah...



Son etkinliğin motiflerini de örmekten geri kalmıyorum yani :))


Oturduğum koltukta yer kalmayınca diğer koltuğu da dağıttım :P

This week I did not post my project of friday. I feel myself bored and also demoralized. The only reason is untidiness of my room. This room is my hoby room, all of yarns, needles, magazines and other suplies are here, and I usually crochet and knit here. But as you see on the photos it is really tangled :) And this makes me bored !

This sunday I will organize everything, I hope ! Wish me luck :))

08 Eylül, 2012

Tatil Bitti :P

Nerdeyse bir aydır tatildeydim :)) Ramazan Bayramını bilerek hem bayram ziyareti hem de tatil olsun diye erkenden memlekete gittik...Tatil düşündüğümüzden de uzun sürdü ve hem blogumu hem de Hanımelim'i çok ihmal ettim. Giderken orada bloguma cuma projelerini ekleyebileceğimi düşündüm ama ne yazık ki olmadı... Önümüzdeki cumaya kadar sizlerle gezdiklerimi, gördüklerimi paylaşmak istedim...

This summer we decided to go on vacation during Ramadan Festival. The vacation lasted during the festival and after so it took so long :)) So project of friday and the other projects cancelled...Till the next friday I wanted to share my photos of vacation...









Bu çiçekler sitemizden, mavi olana bayıldım ben ama adını bilmiyorum ne yazık ki.Pembe olan tabi ki begonvil...

These flowers are from my parents'  neigbors' gardens. I loe the blue one but don't know the name. The pink one is begonville.


Bu böğürtlenler yazlıktaki komşumuzun bahçesinden...Annem iyice olgunlarından reçel yapmış bize :)

This blackberry tree is in one of my parents' neighbor's garden. My mom has made a jar of jam from these :)



Bu zeytin ağacı da aynı bahçeden


 This olive tree is also from the same garden.








Bu resimler de Şirince'den. Bundan 2 yıl önce yine gitmiştik Şirince'ye...Çok güzel bir yer, havalar biraz serin olsaydı gezmek çok daha keyifli olacaktı.Sıcak ve Eylül beni rahatça gezmekten alıkoydu bu sefer.

This village is Şirince. We have visited Şirince 2 years ago and this summer we went there again. I recommend you to visit this village in spring or early summer. In this village there lots of cafes which you can find different kinds of fruit wines. You can taste them and buy them. There are many shops which you can buy olive oil and also fruit and herbal soaps.Şirince is a village of Selçuk-İzmir.

Ve bu da sıcaktan ve gezmekten telef olmuş Eylül :))

 And this is my little girl Eylül who got tired of hot and travelling :)) 






 



05 Temmuz, 2012

Geri Döndüm :)

Yine çoook uzun bir ara vermişim. Eskiden bir bahanem yoktu, sadece tembellikti, ama bu sefer gerçekten ara vermemin sebebleri var.
Birincisi Utku'şumun sünneti...Benim minik yeğenim, büyüdü, sünnet oldu! (sünnet sırasında tek ağlayan bendim :P ). Tabi sünnet öncesi hazırlıklar, misafirler, sünnet sonrası yine bir sürü iş derken uzun bir süre buraya uğrayamadım.
Bir diğer sebep ise Ankara'nın bu yıl ki hava durumu...inanılmaz değişken, bir anda yazdna kışa, kıştan yaza geçen, dengesiz bir hava..Minik Eylül'üm bir türlü alışamadı bu değişimlere. Değişim demişken benim minik kızım artık kendi odasında yatıyor. Doğumundan beri bizim yatak odamızda beşiğinde yatıyordu, geçtiğimiz ay birden sıcaklar bastırınca ufacık beşiğinde yatırmaktansa kendi odasına geniş yatağına geçireyim dedim ve iyi de yapmışım, kızım şimdi sereserpe yatıyor yatağında...Bu geçişin sancılı olacağını düşünmüştüm ama yanılmışım, kendiliğinden oldu.
Bu arada geçen pazar tüm aile (kardeşimler, kayınbiraderler ve kayınebeveynler) pikniğe gittik. Minik kızımın ilk pikniği sayılır. Açık havada bol bol debelendi, uyukladı. Bir ara çimlere bıraktım, çimleri ve toprağı keşfetmeye çalıştı.


Ve miniğimin ilk hastalığı; pazartesi aşımız vardı, salı pek bi keyifsizdi, biraz kustu (tabi ben panikledim), ateşi çıktı...Hemen ateş düşürücü verildi ve sabaha kadar nöbet tutuldu...Allah'ıma bin şükür ateşi bir daha çıkmadı ve kusmadı minik Eylül'üm...
İşte böyle 3 aylık yokluğun kısacık özeti...her zamanki gibi bu arada yine örgü ördüm, ufak tefek şeyler...Kafamda bir çok proje de var...Umarım tüm bunları buraya aktarabilirim...

Şimdilik hoşcakalın, ben kafamdaki şu fikirleri uygulamaya koymaya çalışayım biraz :))

31 Mart, 2012

Biz "yüncüye" gittik !!

Sonunda cesaretimi topladım, kızımı alıp Kızılay'a gittim. "Ay ne var bunda ?" demeyin. Tek başıma Kızılay'a gitmek çok kolay; evimden 50 metre ilerdne otobüse binerim, 15 dakika içinde Kızılay'da İzmir caddesinde tüm tuhafiyelerin bulunduğu bölgede olur, kendimden geçerim. Ama bebekle hele de Ankara'nın havasının son günlerdeki kararsızlığı sözkonus iken gitmeye kalkmak bir hayli cesaret isteyen bir şey oldu.Ama sonunda başardık kızımla bunu da :)) Gerçi Nilay'ın biz eeşlik ediyor olması bir çok şeyi kolaylaştırdı.
Neyse ben size nasıl gittiğimizi anlatmayacağım, zaten kolayına kaçtım, taksi çağırdım :P
Bu aylar sonra benim ilk kez Kızılay'a gidişim (doktor vs haricinde sadece zevk için) , kızımın ise hayatının ilk gidişi oldu. Güzelde oldu. Gerçi çok zaman harcamadık, ama yine de gidebildiğimiz tüm yüncülere gittik.
İlk durağımız her zamanki gibi Beyaz yün oldu. Kızım gittiğimizde uyuyordu.


Nilay teyzesi hemen yünlerin önünde bir resmini çekti. O uyuyorken ben oradaki arkadaşlarla biraz özlem giderdim.


Sonra uyandı, tabi hemen herkes başına toplandı...o etrafa gülücükler saçarken ve herkes onunla ilgileniyorken, ben etrafı gezdim, yünlere, tığlara baktım...


 Tabi yeni yünler aldım, ama fazla abartmadım :)
Kızımın bir kez daha yünlerin arasında resimledik ve bir kaç yeri daha ziyaret etmek için oradan ayrıldık.

Günün sonunda inanılmaz yorgundum. Dışarı çıkmanın en zor tarafı hazırlanma süreci, "bir şey unuttum mu?" diye düşünmek ve hep sanki bir şey unutmuşsun gibi gelmesi.
Bir de bebekle dışarı çıkmaya başlayınca farkettiğim bir şey; kaldırımların bebek arabasıyla gezmeye ne kadar elverişsiz olduğu. Kaldırımlardan inmek için rampaların olmaması, olan rampaların inmeye pek elverişli olmaması, ya da bir çok rampanın önüne araç parkedilmiş olması. Bir de ne hikmetse Kızılay'daki tüm yüncülerin merdivenli yerlerde olması, mutlaka merviden indik ve ya çıktık :( Bunları gördükçe aklıma hep bizim için geçici zorluklar bunlar, Eylül büyüyüp bebek arabasını kullanmadığımız zaman bu zorluklar kalkacak ama ya engelliler? Onlar için hayatı gerçekten zorlaştırıyoruz, kolaylaştırmak için gereken özeni göstermiyoruz.Daha önce dikkat ettiğim bu noktalar deneyimleyince, empati kuruncu daha farklı bir anlam ifade ediyor.
Biz kızımla bir adım daha attık, dışarı çıkabilmenin mutluluğunu yaşadık. Şimdi heyecanla havaların güzelleşmesini ve birlikte daha önce zevk alarak gezdiğim bir çok yeri yeniden keşfetmeyi bekliyoruz.

23 Mart, 2012

Yeni blog temam

Uzun zamandır bloguma hiç bir şey yazmıyorum. Unutmadım blogumu, hep aklımda, ne yazsam neler yazsam diye düşünüp duruyorum, hatta yazıları tasarlıyorum kafamda ama bir türlü fırsat bulup yazamıyorum. Hergün bloguma ve tabiki takip ettiğim bloglara bakıyorum. 2 gün önce farkettim ki blogumun temasındaki tüm resimler gitmiş :P Ücretsiz blog teması kullanmanın dezavantajı budur sanırım, arada temanız elden gidebiliyor. Hemen temayı yenileyeyim, hem blog tazelenir, hem de yeni ücretsiz temaları gözden geçirmiş olurum dedim, 2 gündür geceleri Eylül'ün uyumasını bekleyip çöktüm bilgisayarın başına...2 gecedir saat 12 den sonra o site senin bu site benim ücretsiz blogger teması arıyorum...Bir sürü de buldum...Harika temalar var, ama ne yazık ki hiç biri benim blogumun içeriğine uymuyor (özellikle yemek blogları için çok cici şeyler buldum). 
Neyse bulduklarım içerisinde şu an kullandığım temayı bir kaç düzenleme ile kendi bloguma uyguladım...İçeriği ne kadar yansıtır, uygun mudur bilemem, ama benim hoşuma gitti..Şimdilik bunu kullanacağım...
Bu arada yeni örgüler hazır, resimlenmeyi bekliyor...En kısa zamanda sizlerle paylaşacağım...

21 Şubat, 2012

Son 2 haftanın özeti :S

Bakıyorum da 2 haftadır öylece duruyorum, ne bir yazı yazmışım bloguma, ne de bir hayat belirtisi göstermişim...
Yok sanmayın çok yoğundum bu iki haftada ondan başımı alamadım da yapamadım bir şeyler, ya da benim minik bebeğim izin vermiyor da ondan böyle oldu.Yok vallahi ne yoğunluk vardı ne de Eylüşüm engelledi, benim kendi tembelliğim yine. 
Son iki haftanın size kısa bir özetini vereyim:
Ayın 9 doğumgünümdü, kutlamadık :) 10'nda küçük bir kutlama yaptık. Yolun yarısını geçince kutlamalara çok istekli olmuyor insan...
Ankara bu kış oldukça yağışlı, geçen haftayı yine karla geçirdik, ne dışarı çıkabildik, ne de güneşi görebildik. Ama sonunda cesaretimizi topladık Eylül'le takıldık teyzesinin peşine Kentpark'a gittik alışveriş yaptık. Kızım ilk kez bebek arabasına bindi, alışveriş merkezine gitti ve en önemlisi, doktor veya teyzesi dışında bir yere gitmiş oldu :)) Bense yaklaşık 2 ay aradan sonra kendimi alışveriş merkezi olsa da sosyal bir çevrede bulmanın coşkusunu ve ne yazık ki ertesi güne kadar süren yorgunluğunu yaşadım.
Bu arada boş durmadım bir kaç yeni örgüye başladım ve bir dolu da örülecekler listesi yaptım.
Şimdi Hanımelim'deki arkadaşlarla birlikte Nako Örgü Festivali dergisidnen bir kazak ile bu sıralar forumlarda ve bloglarda pek revaçta olan Wingspan Şal'a başladık.En kısa zamanda sizlerle paylaşırım bu projelerimi.
2 hafta böyle geçmiş işte, aslında hiç bir şey yok ama, inanın günler nasıl geçiyor anlamıyorum, aklımdakileri, ya da sabah kalktığımda bugün bunu da yapayım dediklerimi yapamadan günüm bitiyor..Yapmayı düşündüğüm, istediğim çok şey ama yapacak az zaman var..Neyse ben yine döneyim örgülerime, yavaş yavaş da olsa örüp sizlerle bir şeyler paylaşayım...
Yazımı da doğumgünüm için gelen güzel buketimle renklendireyim...

Not: bu buket sandığınız gibi eşimden değil, kardeşimin eşi hem bana hem de kardeşime o gün birer tane çiçek yaptırmış saolsun. Eşim bu sene sınıfta kaldı ne yazık ki doğumgünüm konusunda :))

05 Şubat, 2012

Sessiz, sakin...

Sessiz ve sakin bir şekilde çıkardık kırkımızı :S Çok fazla bilmem adet nedir neler yapılır, etrafımda bilen birileri de yok (gerçi etrafımda sanırım pek kimse de yok). Kırk gün oldu Eylül'üm doğalı, lohusalık da bitti. Allah'a bin şükür iyiyiz, her şey yolunda gibi. Doğumdan 2 gün sonra eve geldiğimizde Eylül'ü kendi sessiz ve sakin hayatıma "hoşgeldin" diyerek dahil etmiştim. Annemler memlekete dönüp herkes elini ayağını çekince, minik kızımla kendi düzenimizi kurmuş, soğuk Ankara kışında geçinip gidiyorduk :)) Kızım, babamız, örgülerim ve ben :) Şimdi minik kızım kırkı çıkmış, hatta 42 günlük bir bebek...Allah inşallah daha nice kırk günler gösterir bizlere...

29 Aralık, 2011

Eylül'üm Hoşgeldin :)

Eylül'üm geldi, hoş geldi, sağlıkla geldi Allah'ıma bin şükür...
26 Aralık 2011 saat 11:05 de annesine gözlerini dikip çipil çipil baktı, annesini ameliyat masasında eritip gitti :)) Tüm korkular, sezeryanın acısı, o sırada hala devam ediyor olması bile (aynı zamanda miyomumu aldıkları için biraz uzun sürdü ameliyatım) silindi, biran önce bitse de kızımı kucağıma alsam kaldı sadece...
Minik kızım biraz erken, biraz küçük doğdu ama maşallah pek sağlıklı. Ben de oldukça iyiyim şimdilik. Dün hastaneden evimize geldik, şimdi beşiğinde mışıl mışıl uyuyor annesi de hemen fırsatı değerlendirip sizlerle mutluluğunu paylaşıyor...
Hah uyandı benimki, daha yazacaklarım vardı oysa :S

En yakın zamanda tekrar yazarım,  az gidip kızımla hasret gidereyim :)

25 Aralık, 2011

Vakit Geldi

Evet vakit geldi arkadaşlar... Gerçi biraz erken, 40 haftamızın dolmasıan daha 13 günümüz var ama, ne yazık ki benim rahatsızlıklarım sonuna kadar beklememize izin vermiyor. Hayırlısı budur inşallah.

Yarın, yani 26 Aralık Pazartesi sabahı hastaneye giriş yapacağız. Allah izin verirse, herşey yolunda giderse yarın kızımıza kavuşacağız. Her anım dua etmekle geçiyor, korkuyorum...İnşallah her şey yolunda gider ve güzle haberlerle dönerim sizlere...

Ben nazara inanan biriyim, teyzesi de bildiği için kızımın odasına minik bir nazarlık almış. Yazımı onunla süsleyeyim istedim... Allah kızımı nazarlardan, şerden, tüm kötülüklerden korusun inşallah...

15 Aralık, 2011

Tembellik baki bende :)

Evet kesinlikle tembellik baki bende :) En son yazımı 5 Kasım'da yazmışım. Sonra tık yok. Oysa hergün giriyorum, bloguma, güncellemelerden sizlerin neler yaptığınıza bakıyorum, ama elim varıp da iki satır bir şeyler yazmıyorum.
Oysa ne güzle şeyler ördüm bebişime, sizlerle paylaşmaktan zevk alacağım. Resimleyemedim bir türlü, hatta ne yazık ki son ördüklerimi henzü yıkayıp gerdiremedim de... Yapılacak çok iş var bu arada bebekle ilgili. Kötü olansa ben artık iyice ağırlaştım ve az da olsa bir iş yapsam hemen yoruluyorum.
Bu arada eğer şu hastalıkalrım bir sorun çıkarmazsa bebeğime yeni yılın ilk haftası kavuşacağım Allah'In izniyle. Önümüzdeki haftaki kontrollerde belli olacak son durum. Son haftalara girdik zaten, şu an 36. haftanın sonuna gelmek üzereyiz.
Arayı bu kadar açmışken sizlere bir ses vermek için kısa da olsa yazayım dedim.Yazımı da hamilelik yaşayan ve yaşamış tüm hanımların aşina olduğu miink bir karikatürle süslemek istedim. Umarım hoşunuza gider, ben pek sevdim :))

08 Ekim, 2011

Zorunlu bir ara

Herkese merhaba :)
Bu hafta Ankara yazdan kalan günler yaşadı. Benim de doktor randevularım, hastane işlerim yoktu, ben de kendimi uzun zamandır rahat rahat yapamadığım, yüncü gezmelerine adadım. Güzel bir bebiş hırkası ördüm, yeni yünler ve yeni şişler aldım...Bir süredir yapmayı düşündüğüm örgü sepetim için boya, kumaş aldım, sepetimi boyadım :)
Dün akşam uyumadan önce kafamda bugün neler yapacağımı, sizlere neler yazacağımı düşündüm.
Sabah kafamda bir çok proje, yazılacak yazılar, çekilecek resimler uyandım. Harika bir cuamrtesi olacaktı...
Ne yazık ki kendime tost yapmaya karar verene kadar sürdü tüm bunlar. Tost makinasına koyduğum tostları alamdan hemen önce "dur şu tost makinasını bir düzelteyim, yerinden kaymış "diye düşünüp hemen uygulamaya koyma hareketim sonucu, ivedilikle tost makinasının korunmalı yerlerinden değil de yan tarafından sıcak metalinden itince hafifçe sola doğru ne yazık ki, sağ elimin en çok kullandığım işaret ve orta parmaklarını yaktım :P
Hamilelikten dolayı zaten dobişko olan parmaklarım iyice şişmeye başladılar ve iş göremez hale geldiler :( Örgü öremiyorum, mouse kullanamıyorum, yazı yazarken sol elimde harfleri zar zor bularak yazabiliyorum...Tüm projelerim, resimlerim , yazılarım kaldı :(
Bir kaç gün sanırım bu şekilde devam edecek, umarım çok fazla sürmez parmaklarımın durumu, yapılacak çoooook şey var zira :))

06 Eylül, 2011

Saksıdaki süpriz

Ağustosun son günlerinde sizlerle balkondaki çiçeklerimi paylaşmıştım, bir saksımda da lavantalarım vardı, yeni yeni tomurcukalnıyordu. Bütün bir yaz nerdeyse acaba ne zaman büyüyecekler, çiçekleneckelr diye bekledim.Sonunda dün tomurcuklar çiçeklendi ve süpriizzzz! Tüm yaz lavanta diye beklediklerim aslanağzıymış meğersem :) Tohumların ne tohumu olduğunu unutmuşum, renk renk aslanağızları çiçekleniyor yavaş yavaş.Mutluyum zira aslanağzına hele de böyle bodur olanına bayılırım...Saksıdan güzel bir süpriz çıktı yani

03 Ağustos, 2011

Şükür Kavuşturana

Uzun zamandır yazmıyorum bloguma; 31 Mart'tan beri...Bu sefer yazmadığım halde bir şeyler ürettiğim bir dönem geçirmedim.Tam tersi geçtiğimiz 4 ay boyunca ne doğru dürüst internete girdim ne de elime örgü aldım. Bol bol kitap okudum, pinekledim...Çok sevdiğim yüncüleri bile gezmedim, hatta doktor ve hastane ziyaretleri dışında evden bile dışarı çıkmadım doğru dürüst.
Peki neden diyeceksiniz?? Depresyondamıydım? Canımı sıkan bir şeyler mi vardı?
Aslında başta evet,; mart ayında hamile kaldım diye sevindim ama ne yazık ki biyokimyasal gebelik yaşamışım, tabi bu da beni oldukça üzdü.Ama yokluğumun sebebi bu değildi. Nisan ayı geçti Mayıs geldi ve bir baktım ki regl tarihimi geçirmişim.O dönem troid kontrollerim için doktora gitmiştim, hormon seviyem düşük çıktı ve dozu artırdılar. Ben doktorun gecikmem olduğu için test yapalım demesine rağmen yine boş üminde kapılmayayım diye yaptırmadım ama, gecikem 1 haftayı bulunca dayanamadım hemen bir test aldım ve yaptım...Test sonucunu görür görmez hemen doktorumu aradım ve randevu aldım zira pozitifti...Ama o testle yetinmedim gittim kan testi de yaptırdım, kesinlikle pozitifti...
Yaşanan tüm olumsuzluklar öyle etkilemiş ki beni, doktor ultrasonda bakıp "gözünaydın hamilesin ve herşey yolunda" diyene kadar hiç birine inanmadım...
Ve bizim için zor bir süreç başladı. Beni takip eden arkadaşlar biliyordur geçen yıl bir düşük yaşadım, hemen arkasından da "hipotroidi" hastalığı için ilaç kullanmaya başladım. Kasım'da artık hamile kalmak istiyorum demiş Dr. Ayhan Sucak Bey'in kapısını çalmış, düşük hikayemi dinlemiş ve bana "trombofili" (kan pıhtılaşması) sorunum var mı yok mu diye genetik test yaptırmamı tavsiye etmişti. Tabiki sonuç pozitif çıktı, en azındna bir önceki düşüğün muhtemel sebebini anlamış olduk.
Tüm bunlardan dolayı Dr. Ayhan Bey bebeğin kalp atışlarını duyduğumuz 7. haftadan itibaren hergün bir bebe asprini kullandırmaya başladı ve hemen arkasından hastaneye yönlendirip rutin testlerim yapıldı ve rapor alıp mor reçete ile pıhtılaşma sorunuma çözüm olacak Clexane 0,4 e başlattı. 7. haftadan beri her akşam kolumdan 1 doz iğne yapıyorum (ya da diğer koluma eşim yapıyor). Troid ilaçlarıma devam ediyorum, ayda bir kontrollere gidip dozu artırmamız gerekirse artırıyoruz.
12. hafta 2 li tarama testlerine kadar her şey yolunda gitti.Tarama testlerinin sonucu da çok rüskli çıkmadı ama ne yazık ki yaş 35 üstü olunca doktorum amniyo sentez yaptırmam gerektiğini söyledi. 1 ay zor geçti, korktum, tedirgin oldum. Ama Ayhan Bey'e güvendim ve kabul ettim. Dün amniyo sentezimizi de yaptırdık. Şimdi bekleme sürecindeyiz. 25 gün sonra çıkacakmış sonuçlar. Bekliyor ve dua ediyorum. Dün ultrasonda bebeşimi gördüm bir kez daha, ellerini ağzını kıpırdatıyor, amniyosentez iğnesini tutmaya çalışıyordu...Nasıl güzel bir şeydi anlatamam sizlere. Bebek sahibi olmak, anne olmak, şimdi daha çok anlam kazandı. Sonuç kötü çıkar da ya da herhangi başka bir şekilde onu kaybedersem öncekinden daha acı olacak benim için.Allah'ıma dua ediyorum bebeğimi korusun, onu bize bağışlasın diye. Ve hep ekliyorum bebek isteyen herkese sağlıklı bir bebek, çocuk versin...
Şimdi 4,5 ayımız doldu, daha uzun bir zaman var önümüzde Allah izin verirse. Ocak' da doğacak bebeğim.İnşallah her şey yolunda gider.
Bu geçtğimiz 4 ayılık suskunluğumun sebebi buydu.İlk 3 ay bulantı ve baş dönmeleri yüzünden ne netle ne d eörgüyle pek arma yoktu...Son 25 günde de tatil yaptım, ailemin yanındaydım. Şimdi daha iyiyim.Umarım bundan sonra daha sık uğrarım buraya.
Bu arada doktorumun bana taktığı bir ad var, " yok yok sercan"...ben de hipotroid, tormbofili, kan uyuşmazlığı, 35 yaş üstü, kilo vb riskler olduğu için taktı bu ismi. 12. hafta da tüm bunalra bir de amniyotik band riski eklendi...Gerçekten yok yok bende. Yine  de ümitliyim, Allah'ım izin verirse bebeğim sağlıklı bir şekilde dünyaya gelecek.
Benim taşıdığım risklerle ilgili bilgi sahibi olabilmeniz için hepsine link verdim.Bunlar hahkında sizler de bilgi sahibi olun, en azından kulak dolgunluğunuz olsun diye. Belki bir şekilde işinize yarar.
Bebek bekleyen, bebek isteyen herkese Allah'ım yardım etsin, gönüllerine göre versin, hayırlısını versin...

31 Mart, 2011

Söke Ziyaretimiz

Son yıllarda Söke'yi sadece yaz tatillerinde Ankara'ya dönerken görür olduk...Ailem yazlıkta olduğundan tatili orda geçiriyor, sadece zeytinyağı almaya Söke'deki eve uğruyoruz.Söke'yi çok severim ben, orda doğduk kardeşim de ben de, ama annem ve babamın işinden dolayı orda büyümedik.Biz üniversiteye gidince annem de babamda emekli oldular evimiz Söke'deydi, Söke'ye döndüler. Baba tarafım hep Söke ve civarındadır, köyümüz de pek yakındır Söke'ye.
Neyse benim Söke sevdam anlat anlat bitmez, ben geleyim bu ziyaretimize...Egeliler, hele ki Aydınlılar bilirler, bahar bizim oralarda bir başkadır...Şubatta ısınrı hava, Mart sadece "kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" :)
Baharda her yer beyaza bezenir, ama bu beyaz kar beyazı değildir, papatya beyazıdır. Ara ara kırmızılar olur, şanslıysanız da maviler, morlar...Anemon mavisi, moru, kırmızısı...Kır laleleri...Çocukluğumda bellediğim yerler vardır, lale köklerinin olduğu yerler, her sene aynı yerde açar o laleler...
Yıllardır gitmemiştim baharda Söke'ye.Bu sene öyle denk geldi ki eşimin denetimi çıktı Aydın'da...Hemen topladık bavulumuzu, ben resmen koşa koşa düştüm yollara...Şanslıydık hava çok güzeldi.İşlerimiz bitince hemen incirliğimize gittik, doya doya papatya, lale topladım...Tadını çıkardım. Ne yazık ki fotoğraf makinamı almamışım hiiiç resim çekemedim.




Peki sizce Söke'ye gidince ilk uğradığım yerlerden biri neresiydi?? Tabi ki yüncüler :)) Söke'nin merkezinde Belediye'nin etrafındaki dükkanlarda ufak ufak bir çok yüncü var. Ama annem bu sefer onlar dışında bana bir yeri gösterdi ki inanın içinden çıkmak istemedim. Eşimi zorla sürükledim oraya bir kaç resim çektirdim telefonuyla.Sizlerle de paylaşmak istedim.






Dükkanın sahibi Aylin Hanım yeni doğum yapmış, "dükkan biraz düzensiz" dedi, bence muhteşemdi :))