genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart, 2019

Pazar okumalari /21 gun kurali #17

Haftasonu hafta icinden daha cok yoruluyorum. Ve inanin hic bir isimi yetistiremiyorum. Yine yapmam gereken bir cok sey yarina ve daha sonraki gunlere kaldi.

Ustelik bir de bu pazar berbat bir bigaz agrisi ile uyandim ve hala devam etmekte. Vucudum inanilmaz agriyor, sanirim Ankara havasinin dengesizligi yine hastalanmama sebep olacak.

Bugun yine bol bol kosturma ile gecti. Eylul'un Bilsem sinavi vardi, hem de gun ortasinda, dolayisiyla gunu verimli kullanamadik. Yanima kar kalan, Eylul'un sinavdan cikmasini beklerken yanimda goturdugum kitabimi okumak oldu.

Gecen hafta da tum pazarimi kitap okuyarak gecirmistim. Bu pazar ki kitabim Truman Capote'un " Bukalemunlar icin müzik" eseri idi. Okudugum kadariyla harika bir kitap. Hikayeleri o kadar akici, sade bir dille yazilmis ki okurken kendinizi hikayenin icinde sakin bir sekilde olaylara tanik olurken buluyorsunuz. Sizi yormadan, sıkmadan anlatiyor anlatmak istedigini. Bir hikaye bittiginde sanki o hikayeyi cok eskiden beri biliyormus hissi uyandiriyor, sanki siz tanik olmussunuz anlatilanlara da siz anlatmissiniz gibi...Okumaktan zevk aldigim yazarlardan biri olmakta Truman Capote benim icin.



Kitaplarinizi nasil seciyorsunuz? Bir kitabi okumaya neye gore karar veriyorsunuz? Elestrilere ve ya tavsiyelere gore mi? Ya da arka kapagini okuyarak mi? 

Bazen sadece ismine vurulup okumaya karar veriyorum ben. Yazarina bakmadan. Mesela "Yalniz Kadinlar Sokagi" ... Adi hosuma gittigi icin alip okudugum ve harika bir yazarla tanistigim bir kitaptir. Yazari Maeve Binchy'nin daha sonra tum kitaplarini okudum. Daha sonra benzerleri olan Sarah Jio , Debbie Macomber'den de bir cok kitap okudum ama ayni tadi, ayni ustaligi yakalayamadim.

Sanirim cogunlukla roman okumayi seviyorum, ya da hikayeler. Genelde kutuphanemde bu tur kitaplar var. Ama tur olarak belli bir ture takili kalmis degilim. Tolkien, LeGuin'lerin yaninda Jane Austen, Hermann Hesse'ler durur mesela. Hepsi benim icin farkli, olaganustu deneyimler, yeni dunyalar demektir. 

Mesela dun yeni bir yazarla tanismak uzere bir kitap aldim; Lou Andreas-Salome... Yazarin ismi ozellikle Nietzche ve Freud'un hayat hikayelerinde duymustum ama eserlerine ve kendisine yabanciyim. Hakkinda okuduklarima gore bir pazar yazimi mutlaka kendisine ayirmam gereken caginin cok ilerisinde bir yazar. Ben kitabini okumak icin sabirsizlaniyorum.


Neyse ben bugunumu biraz orguye, biraz da okumaya ayirdim ( iyice gucsuz dusup yataga surunerek gitmeden onceki zamanimi). Instagramda hikayeler kisminda pazar ile ilgili paylastigim bir sey vardi, burada da paylasmak istiyorum. Bence en guzel pazar aktivitesi :)


Yarin gorusmek uzere...


*resimde "haydi evde kalalim" diyor 😉

12 Mart, 2019

Ankara havası/ 21 gün kuralı # 12

Ankara havası iste, sağı solu hiç belli olmuyor. Dün ilkbahardı, bugün sonbahar... Hava soğuk, kapalı hatta yağmurlu. Tüm gün odamda ışıklar açık oturdum, o kadar kapalı hava...

Bu arada farkettim ki sabah erken saatlerde değil, akşam el ayak çekildiğinde, günün yorgunluğu çökmüşken üzerime yazmayı seviyorum. Gün içinde ya mutfak ya evin diğer işleri ile bölünüyorum. Bazen market bazen de keyif için dışarı çıkıyorum ve cikinca nerdeyse tüm günüm bitiyor. Böyle günler de örgü örmeye de vakit bulamıyorum. Ta ki bu saatler gelene kadar. Bu saatlerde Eylül uyumuş oluyor, eşim de televizyonun karşısında günün stresini atıyor oluyor. Ben de elimde örgüm, tablette pinterest açık hem örüyor hem de yeni projeler arıyorum. 




Daha incelerken çok sevdiğim Ravelry'de gelmekti. Oyun ya da o an aklıma ne takiliyorsa  arıyor, modelden modele geziyordum. Simdiyse Pinterest bazen de Instagram.

Bazen aklıma 2000'li yılların başı geliyor. İşimden ayrılmıştım, yaklaşıp bir yıl kadar iş bulamamış evde oturmuştum. O zamanlar bir komşumdan lif örmeyi öğrenmiştim. Sadece kare ve ya yuvarlak lif örebiliyordum, başka model yoktu zira. Internet kullanıyordum ama inanın aklımın ucundan geçmemişti örgü ile ilgili herhangi bir araştırma yapmak, yeni modeller bulmak. Internet o zaman sadece Msn ve oyun demekti benim için:)




Şimdi ise inanılmaz bir başvuru kaynağı. Hemen her şey ile ilgili bir yığın bilgi (yalan yanlış olanlar dahil) bulabileceğimiz bir yer. Hele ki örgü, el sanatları ile ilgili... Arşivimde o kadar çok yapmayı istediğim model, denemek istediğim teknikler var ki omrum yeter mi, bilmiyorum.

Buğu yazım biraz böyle iç dökmek gibi oldu. Soap operalar gibi. Soap operanın bizdeki karşılığı pembe dizi, içi boş sadece zaman öldürmelik. Arada böyle de yazmak gerek sanırım. 

Bakalım yarının yazısı nasıl olacak? Ben de sizin kadar merakla bekliyorum zira, önceden planlayarak değil o an nasil içimden gelirse o şekilde yazıyorum.

Yarın görüşelim o halde :)

27 Şubat, 2019

21 gün kurali

Herkese merhaba !
Yine, yeniden diyerek bloguna yazı yazmaya başlıyorum. Daha doğrusu başlamaya çalışacağım. Zira nedense blog yazmak benim için bir alışkanlık olamadı. Ben günlük de tutamam mesela...Cok hevesettigim hâlde ne çocukluğumda ne gencligimde günlük  tutamadım, günlük tutma hevesim önce haftalık sonra aylık sonra da bir "kenarda unutulmusluk"a döndü durdu.




Ama bu sefer kararliyim:düzenli  blog yazmayı başaracağım ( en azından bu konuda çaba sarfedecedegim ).
Peki bunu nasıl yapacağım?Kendime meydan okuyarak! Veee 21 gün kuralının yardımıyla...
21 gün kuralını duymayan bilmeyen var mı? Ben hemen ozetliyeyim sizlere:
"21 gün ,  yeniden öğrenmeyi destekleyen, olumlu ya da olumsuz inançlar ile davranış halini almış alışkanlıkları terk etmeye yarayan beynin ihtiyaç duyduğu süredir. Beynin yeniden programlanabilmesi için 21 günlük bir süreye ihtiyacı vardır. Beyin 21 günde kendine format atarak yeniden programlanır.
 Eğer yeni bir alışkanlık kazanmak istiyorsanız, hiç ara vermeden 21 gün boyunca aynı alışkanlığı tekrar ettirmeniz gerekmektedir. Çünkü alışkanlık haline dönüştürmek istediğiniz yeniliğin zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer.
Alışkanlıklar tekrarlanarak kazanılırlar. Zihniniz ve kaslarınız her gün düzenli olarak tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Bireysel gelişim yolculuğunuzda bilinçaltınıza bir süre tanımanız yerinde olacaktır. Bu sürede bilinçaltınız olgunlaşacaktır. Burada asla unutmamanız gereken tek kural var; 21 gün boyunca istediğiniz şeyi hiç sekteye uğratmadan her gün düzenli olarak yerine getirmeniz geriyor. "*



Kısacası eger blog yazma konusunda bir asama kaydetmek istiyorsam bu 21 gün kuralını denemem gerek. Belki bu şekilde yeni  ve güzel bir alışkanlık kazanırım.
Nasıl yapacağım peki? Şöyle yapacagim; 1Mart tarihinden itibaren 21 gün boyunca hergun bir yazı yazacağım.21gunun sonunda umarım düzenli blog yazma alışkanlığı kazanabilirim. 





Ben kendime meydan okuyorum bu konuda beni destekler misiniz sizler de???



1 Mart' ta ilk yazımla görüşmek üzere...




*ilgili yazı https://kadin.com 

16 Temmuz, 2017

Kırlentler ve ortancalar

Merhaba,
Bugün günlerden pazar...Bilgisayarımın başında oturuyorum, elimde örgüm. Birden canım bloguma yazı yazmak istedi, çok çok çok uzun bir süredir yazmıyorum malumunuz; özlemişim :)

Örmeye hiç ara vermedim bu süre içerisinde. Hatta yeni konularda yeni ustalıklar (!) edindim. Farklı şeyler örmeyi severim, hoşuma giden her şeyi deniyorum. Bu sıralar sıcakların verdiği rehavetle bol bol tığ işi var elimde, özellikle de suplalar.



Son bitenler ise - aslında tam olarak bitmediler- kızımın odasının yastık kılıfları.



2 gün öncesine kadar canım arkadaşım Nilay'ın Sapanca'daki yazlığındaydık, orada da örmeye devam ettim, fotoğraftaki harika ortancalar onun bahçesinden.
Yastık için kolay bir model seçtim ama henüz bitmedi, bitince daha şirin olacaklar.








İpim Alize Bambu, tığ 3 mm...İpleri fi tarihinde almıştım, devamları yok, kırlentlerin ebadına ulaşmak için biraz farklı iplerle karıştırmam gerekecek.Aklımda bir şeyler var umarım sonuç şirin olur düşündüğüm gibi :)

Şimdi elimdeki işe geri döneyim, bir sürü yarım iş beni bekliyor...İnstagramda daha güncel paylaşımlarım oluyor, takip etmek isterseniz, beklerim :)

Sevgiler





30 Haziran, 2015

Marinke için bir mandala -Mandalas for Marinke

Bazen hiç tanımadığınız biri öyle şeyler yapar ki "iyi ki var" dersiniz. Örgü örmeye tekrar başladığımda ve hem bloğuma hem de foruma başladığımda bu insanların yüzlercesi ile karşılaştım. Örgü örmeyi en baştan öğrendim onlar sayesinde, hiç aklıma bile getiremeyeceğim modelleri örebildim, teknikleri öğrendim. " Neler varmış örgüye dair, nasıl güzel bir dünya imiş " dedim sık sık, ve açıkcası zamanımın yetmeyeceğinden tüm bunları öğrenmek, örmek için çok korktum, hala da aynı korkuyu hissederim. Örülecek o kadar çok model var ki, zaman gerçekten çok az.

En büyük hayranlığım ise modellerin tasarımcılarına; ilmek ilmek ortaya çıkarılan harika modelleri ortaya çıkarmalarını hayranlıkla ve biraz da kıskanarak izliyorum.

İşte bu tasarımcılardan biri Marinke...Blogu  A Creative Being bana göre en deneyimsiz örgüseverlerin bile ustaca işler ortaya koyabilmesine olanak sağlayabilecek açıklamalarla dolu. Ama en önemli yanı ise hayatta kalabilme çabasını gözler önüne sermesi.

Marinke 2011 yılında bu bloga başlamış, o sıralar çok yoğun bir şekilde depresyonla mücadele ediyormuş. Ve örgünün hayatını nasıl kurtardığını, depresyonla mücadelesine nasıl yardım ettiğini anlatmış. O yıldan bu yana Marinke bir örgü kitabı yayınlamış, bir çok kişiye örgü örmeyi sevdirmiş, öğretmiş...Yakında ikinci kitabı çıkacakmış...

Kız kardeşinin ölümünden sonra yazdığı yazıda son dönemlerde tekrar depresyona girdiğini ve bu sefer ne yazık ki örgünün bile kendisini kurtaramadığını okuyoruz. Marinke bu sefer herşeyi arkasında bırakıp gitmeyi tercih etmiş.Işıl ışıl gülümsüyor Marinke blogundaki resminden kardeşinin yazdığı o satırları okurken ben. Ve ben bir yakınımı kaybetmiş gibi üzüldüm.

Marinke için sosyal medyada çok güzle bir şey başlatılmış: #mandalasformarinke hashtagi ile Marinke'nin modellerinden bir mandalayı yapıp paylaşıyor ve Marinke için bir kaç satır yazıyorsunuz.Kabaca bu, daha detaylı bilgi için Crochet Concupiscence i ziyaret edebilirsiniz. Projenin bir ayağı da depresyon ile ilgili farkındalığı artırmak.

Ben Marinke'nin harika mandalalarındna birini ördüm ve instagramda paylaştım...Umarım bir katkım olur..



Marinke'nin son yazısı "Looking for the light" (ışığı arıyorum) ...
Keşke bulabilmiş olsaydın...


When I restarted to knit and crochet I met lots of people in this world. In the world, because most of are not in my country, they are all over the world. I have learnt a lot from them, actually re-knitting and also re-crocheting. Many technics , tips and so many things about knititing and crocheting. And mostly feel blessing about their sharings.

One of these wonderful designer, Marinke, owner of the blog  A Creative Being , has passed away...She was struggling with deep depression, once crocheting helped her but this time ıt did not.

There is a project for her and for raising awareness about depression; Mandala for Marinke. Please read Mandalas for Marinke about it. 

I have crocheted this mandala, one of her patterns, for this projet and share it on instagram.

I feel deeply sorry for her lost,

Her last post is "Looking for the light",.. how I wish she could find it here ....

Rest in peace Marinke

23 Nisan, 2015

Bir Çekiliş Haberi

Soğuk bir Nisan akşamından herkese iyi akşamlar. Ve en çok sevdiğim bayram akşamından sevgiler: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ! Sizi bilmem ama tüm bayramların (dini ve milli ) en sevdiğim bayram olmuştur 23 Nisan...Hani hep deriz ya "nerede o eski bayramlar", evet eski tadı, görkemi, heyecanı yok belki kimselerde ama yine de 23 Nisan en güzel bayram :) Tüm çocuklarımızın ve çocukların bayramı kutlu olsun!

Bu güzel bayramın akşamında sizlerle arkadaşımın düzenlediği bir çekiliş haberini paylaşmak istedim. Nilay'cığım içinden gelmiş (yani öyle özel bir gün felan değil) okuyucuları, takipçileriyle hediyeleşmek istemiş. İyi de yapmış. Çekilişine katılmak, ve gönlünden kopan bu hediyelere sahip olmak isterseniz buyrun Nilay'ın İlmekleri'ne...









Katılan herkese bol şans diliyorum :)

13 Şubat, 2015

Misinalı Şiş Problemi

İşte bu yüzden yazmıyordum uzun zamandır. Çözemedim bir türlü "misinalı şiş problemini"...Nesini problem yapıyorsun ki diyeceksiniz ; hemen anlatayım.

Benim gibi örgü delisi olanlar bilirler, misinalı şişler aynı normal şişler gibi numara numaradır ve özellikle ithal ürünleri tercih edenler bu numaralar konusunda çok rahattır. Şişi alırsınız, paketinden çıkarırsınız, kullanır, işiniz bitince bir yerlere kaldırırsınız. Sonra ihtiyacınız olduğunda diğer misinalı şişlerin arasından ihtiyacınız olan numarayı bulmak için tek yapacağınız şişin üzerine bakarsınız, evet orada yazar numarası ve alır kullanırsınız.Peki yerli şişlerde durum nedir? Paketi attıysanız vay halinize, zira ne numarası filan yazmaz şişin üzerinde...İş size kalır, mevcut şişlerle karşılaştırırsınız, ya da deneyimlerinize dayanarak kendinizce bulursunuz numarasını...




İşte benim problemim yerli misinalı şişlerle başladı. Evde bir sürü şiş var ve bir çoğunu daha önce kullanmış kendi paketlerine koymak yerine toplu halde bir yere tıkmışım :( Nasıl bulacağım doğru numarayı derken aklıma aylar önce yine böyle bir problem hasıl olduğunda aldığım aparatlar geldi. Bizim yerli mallarımız arasında var mıdır böyle bir aparat bilmiyorum ama saolsun yabancılar düşünmüşler ve bunları yapmışlar...hemen bir göz atın alttaki resimlere...








Bu ürünler bizim pek kullanmadığımız örgüde "Gauge" denilen (Türkçesi, kalibre, ayar, kıstas olarak çevrilebilir) bir şeyi ölçmek için kullanılıyor. Şöyle açıklayayım; bir model öreceksiniz, verilen şiş no'su ve yün ile ilgili şüpheleriniz var, acaba yünüm uygun mu, şiş kalınlığı nasıl diye...Bu noktada hemen modelin açıklamasına bakıyor ve "gauge" yazan yeri buluyorsunuz. Orada size bu modelde kullanacağınız yün için der ki; 22 ilmek X 20 sıra eşittir 10 cm., yani 22 ilmek atıp 20 sıra ördüğünüzde elinizde örgü parçası 10 cm olmalı. 

Süper değil mi?? Acaba nasıl yün kullansam, hangi şiş uygun olur derdine son ve modelin orijinal yakın ürünler çıkarma konusunda da harika bir çözüm.

İşte bu ürünler bu 10 cm lik parçayı ölçmeye yarıyor. Cetvel görünümü onun için. Peki ya delikler diyeceksiniz. Onun cevabı da hemen aşağıda.





Şiş numaraları şişin çapı ile ilgilidir. 5mm şiş demek, 5mm çapında bir daireden oluşan şiş demektir. Ürünümüz üzerindeki delikler ise karşısında yazan şiş numaralarına göre ayarlanmış şiş ölçme delikleri. Hemen deneme yapıp numarası belli olmayan şişimi takınca 5 mm (ne yazık ki resmi çekerken hata yapmışım altta kalmış şiş numarası) olduğunu kanıtlamış oldum.

Ve böylece bir problemi daha çözdüm. 
Ne gereksiz yazı olmuş ben yine eskisi gibi devam ederim, neymiş bunlar böyle demek yerine, yurt dışında federasyonlar, dernekler oluşturan, bu işi ciddi, kitabına uygun ve uluslararası ortak terimlerle yapan yabancılara biraz kulak verin lütfen....Hala "çakma"terimlerle örmek yerine başkaları bunu nasıl yapıyor diye bir araştırın. 

Bu yazım umarım birilerine yardımcı olur...

Görüşmek üzere :)

04 Kasım, 2014

Kırkyama ve laleler

Soğuk bir Ankara gününden merhaba. Havalar çok soğudu  buralarda, dışarı çıkmak yine işkence olmaya başladı. Dışarıda olan herkese Allah kolaylık versin. Havalar soğuyunca ben de kurslarımı biraz ihmal ettim. Örgüye gitme konusunda çok istekli davranmıyorum ama kırkyamaya gitmek için elimden geleni yapıyorum. Örgüde de öğreneceklerim var ama kırkyama benim için bilinmeyen bir mecra olduğu için ona karşı biraz daha istekliyim. Hele de son gittiğim gün bu haftanın programını öğrenince mutlaka gitmeliyim diye düşünür oldum.

Bu arada kırkyamada ilk işimi bitirdim. Bu tüm yeni başlayanların yaptığı minik iğnelik. Pek cici pek süslü bir şey oldu :) Resimlere yakından bakarsanız dikiş konusundaki beceriksizliğimi görürsünüz. Ama azimliyim ilerleteceğim. 




Minik altıgenleri kesip karton kalıpla birbirlerine diktik. Bu arada benim gittiğim kırkyama kursu eld edikişle yaptırıyor, makina  kullanmıyoruz.Özellikle istedim el dikişi, bakalım üstesinden gelebilecek miyim?

 


Alttaki resimdeki de yeni projemin kalıbı, yıldızlardan oluşan renkli bir elişi çantası yapmayı planlıyorum kendime. Kumaşlarım hazır, kalıbım hazır, sadece kesmesi ve dikmesi kaldı :)

 


Eeee hani laleler diyeceksiniz, lalelerim burada, hemen bir göz atın alttaki resme...




"Nasıl yani ??" dediniz mi?  Hemen anlatayım efendim; Pinterest'te gezerken rastladığım bir yöntem, lale soğanlarını toprakta değil de böyle vazo içinde yeşillendirip çiçeklendiriyorsunuz.



Malum çiçek  yetiştirmeyi severim, yöntem de denenmeye değer bir yöntem, hemen lale soğanları alındı, emektar vazoma taşlarla beraber yerleştirildi. Sadece kök kısmı suyun içinde kalacak şekilde içine su konuldu. Şimdi beklemedeyim. Ben bunu yaklaşık 15 gün önce yapmıştım, dün baktım soğanların birisi minicik yeşermiş. Bu arada soğanlarımın hepsinin kökleri var ama dediğim gibi henüz yeşermeye yeni yeni başlıyorlar. 




Merakla bekliyorum sonucu, umarım sonuç aşağıdaki resimdeki gibi olur :)


28 Ekim, 2014

Yağmurlu bir günden gezi notları

Ankara'nın havası bir garip...Dün yağmur, soğuk, şimşek gök gürültüsü vardı bugün şimdilik güneşli :) Gerçi dün de sabahtan güneşliydi, sonra bir yağmur başladı, her yeri sel aldı resmen.
Hava sabahtan güzel olunca biz de kendimizi dışarıya attık. Gerçi geçen haftadan planladığım bir gündü, yağmur da olsa beni durduramazdı :) Plan önce Kızılay'a gidilecek, sonra Ulus'a geçilecek :) 

Plana kardeşimi ve Nilay'ı da dahil ettim. Sabah eşimle Eylül'ü kreşe bıraktıktan sonra Kızılay'a geçtik. Kardeşimle küçük bir kahvaltı yaptık, sonra aklımızda olan bir kaç yere uğradık, bu arada Nilay'ın gelmesini de bekledik. Nilay gelince önce Beyaz yüne sonra Yiğit Düğme'ye uğrayıp açılışımızı yaptık :) Sonra hemen otobüse binip Ulus'a geçtik, zaman kaybetmemek lazımdı :) 

Ulus'taki ilk adresimiz daha önce bir kaç kez duyduğum, geçen pazartesi kurs ile ilk kez gittiğim yüncü (ya da trikocu ya da henüz benim adlandıramadığım) oldu. Burasını size tarif etmek biraz zor olacak, kısaca resimlerini paylaşayım ve diyeyim ki, triko yünleri ve ürünleri var. İlk gittiğinizde bunlarla ne örülür ki diyorsunuz, sonra alışınca hangisini alsam diye şaşırıyorsunuz. Burayı Lale Teyze ve oğlu Serdar Bey işletiyor, resimler ve adres aşağıda...




 Bu resimde Lale Teyze'm iş başında, yaptıkları triko ürünleri söküp sarmak, sonra da rafları doldurmak :)




Ben raflar arasında gezerken çok mutlu oluyorum, dediklerine göre daha eksikler varmış, yine ziyaret etmek gerek yani...






Aldığım yünlerle henüz bir şeyler başlamadım, ama başlar başlamaz sizlerle paylaşacağım.

Bizim günümüz buradan sonra Sulahan ile devam etti, Nilay Suluhan'da alışveriş yaparken kardeşimle ben bahçesinde oturup gözleme ve çay keyfi yaptık (öğle yemeğimiz), Nilay daha sonra bize katıldı. Yağmur bastırınca muhabbete devam ettik, bir sonraki adresimizi belirledik. Kırkyama için kumaş alışverişine, Ulus'tayken Çıkrıkçı'lara gitmeye karar verdik.

Bir de Çıkrıkçı gezisi ve kumaş alışverişi (kumaşlarımı daha sonr apaylaşacağım sizlerle) derken yorulduk, kahve ve yanında tatlı bir şeyler yemeğe karar verdik. Yeni adresimiz, Ulus Mado oldu. Biz oturduktan (ki yine bahçe kısmına oturduk) bir süre sonra yine yağmur bastırdı, ama bu sağanak geldi, yağmur eşliğinde tatlı keyfi ve biraz dinlenmenin ardından, Anafartalar Çarşısı alt katındaki ihraç fazlası yünlerin satıldığı yeni adresimize yol aldık :) Bu son adresimiz oldu, biz kardeşimle daha sonra İstanbul Baharat'a uğrayıp ufak bir alışveriş yaptık ama Nilay ile burdan sonra evelre gitmek üzere ayrıldık.

Ben harika bir gün geçirdim, yağmur bana göre sadece tuzu biberi oldu. Akşam verimsiz oldu, zira çok yorgundum, Eylül' le birlikte uyudum erkenden...Bugün evdeyiz ikimizde ve biraz sonra yeni yünlerimle denemeler yapmaya başlayacağım...Denemeleri sizlerle paylaşmak umuduyla...


Yukarıdaki yüncünün adresini paylaşayım unutmadan:
Serdar  Triko
Sanayi Cad. Sanayi Han A Blok No:23/7 Ulus

23 Ekim, 2014

Blogger Tipim ?

Blog Hocası'nı takip eder misiniz? Ben ederim, gerçi çok uzun olmadı takip etmeye başlayalı ama kendisinden çok yararlandığım konular oldu, arşivine karıştırıp karıştırıp yararlanmaya devam ediyorum. Blog yazanların da takip etmesi gerektiğine inandığım oldukça yararlı bir blogdur, not ediniz derim.

Şimdi diyeceksiniz, " en son 1,5 ay önce yazmışsın, bloguna uğramıyorsun, neyine takip ediyorsun ve bu başlığın anlamı ne?" Hemen cevap vereyim efendim; bloguma nedense uzun uzun aralıklar verir oldum, tembellik mi diyeyim, ya da blog yazarlığı konusunda tam bir alışkanlık edinememi diyeyim, yoksa kafam, hayatım, o kadar karışık, bazen bazı şeyler o kadar hızlı gelişiyor ki ben ayak uyduramıyorum, hayatın o hızını buraya aktaramıyorum mu diyeyim...Benim aralıklı yazmamın sebepleri bu tür şeyler. 

Başlığa gelince Blog Hocam' ın Blogger Tipleri bir yazısında blog yazarlarını sınıflandırmış, zevkle okuduğum  ve "hıımm ben hangisiyim ki tam olarak " diye hala üzerinde düşündüğüm bir yazıdır. Ama benim yazma düzenimi düşününce oraya bir tip daha yerleştirmek gerektiğine inanıyorum; 'Tembel blogger tipi' :)




Tembel blogger tipi: Aslında bunlar kendi içlerinde çok üretkendirler, ama o kadar tembeldirler ki ürettiklerini resimlemek, bloglarına yüklemek ve yazı yazmak çoğu zaman "yarın yaparım, yarın olmazsa sonraki gün yaparım" şeklinde bir türlü sonlanmayan erteleme sürecine girer. Bazen bloglarını yazı bombardımanına tutarlar bazense aylarca ortalarda görünmezler. Sonra da pişkin pişkin "Ben geldiiim" diye hiç bir şey olmamış gibi yazmaya devam ederler :)

İşte bu benim arkadaşlar...

Ama geri geldim yine, en azından bir sonraki araya kadar burdayım :)

11 Ağustos, 2014

Balkon Keyfi

Herkese merhaba...
Sanırım bu sene ben leyleği havada görmüşüm, yine gezmelerdeydim. Ama uzaklara gitmiyoruz, Ankara'yı keşfediyoruz, çevre ilçeleri, yakınlarını...Bu haftasonu eşimin arkadaşının ailesinin Kazan'daki bahçe evindeydik...Güzel bir pazar günü geçirdik, hele ki çocuklar...Toprakla oynadılar, bahçede koştular, kedi, köpek, tavuk vb bir sürü hayvanla tanıştılar, bizimle birlikte domates, biber topladılar, bağında kavun karpuz gördüler...Güzel bir pazar günüydü :)

Yorgun döndük geç vakit eve, bu pazartesiye yazacağım yazıyı da yazamadan yattım (dün yani 10 Ağustos pazar günü hakkında farkındaysanız başka hiç bir şey yazmıyorum, sabah erkenden görevimi yerine getirip uzaklaştık tüm haberleşme araçlarından...hiç olmazsa eve dönene kadar umut etmeye devam edebileyim diye...)
Son bir haftadır balkonumla ilgili bir yazı için döküman topluyorum. Nasıl yani diyeceksiniz, hemen anlatayım. Benim evimin ince uzun bir balkonu var, oturmaya pek elverişsiz, çiçek yetiştirme konusunda verimsiz ama bol bol kirlenen, eziyet eden bir balkon. Çok keyif yapma şansımız yok balkonda , Ankara'nın eski evlerine aşina olanlar bilir, yandaki apartmanla balkondan balkona çay kahve servisi yapabilecek kadar yakındır balkonlar, dolayısıyla şöyle rahat bir keyif yapamazsınız.Ama ben tüm olumsuzluklara rağmen balkonumu çiçeklerle donatmaya arada örgümü alıp keyif yapmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz hafta içinde yazlık çiçeklerimin hepsi yavaş yavaş çiçeklendi, ben de size onlar açtıkça resimledim. Doküman toplama işim buydu. Bu arada bu çiçekler yaz çiçeklerim, kış gelince saksılar kışa uygun çiçeklerle donanıyor...



Efendim bu gazanyam, aynı saksıda bir iki rengim daha var ama onlarda çiçek yoktu size sadece bunu resimledim .

 


Bu her yaz balkonumun olmazsa olmazı fesleğenim...

 

Fesleğenim komşusu süs biberim, ama süs olarak kalmadı eşimle ben o biberleri yedik, şimdi yeniden çiçeklendi :)


Bu benim derme çatma yaptığım minik bahçem, bir kasa, çöp torbası, toprak bahçemi oluşturdu, içine iki kö domates iki kök biber diktim. Domatesim kızardı yedik, biberlerim hala çiçekli bir türlü dökmediler :(




Bu güzellikler ise glayöllerim....Babamın bahçesinde renk renk var bunlardan, ben de heves ettim saksıya dikiverdim bir kaç soğan. Paket karışık renkliydi, çiçekler açtıkça süpriz oluyor bana da...Ben bakmaya doyamadım bunlara ....

Henüz çiçek açmayan sardunyam ve sakız sardunyalarım var. Annemden getirmiştim yeni köklendiler, diktim tutmuşlar ama daha yeni yeni yapraklanıyorlar...Çiçeklensinler hemen onalrı da resimlerim :)

Şimdi de keyif kısmına geldi, küçük balkonumda bu çiçeklerin arasında ara sıra elime örgümü alıp hatta bazen kitabımı alıp keyif yapıyorum. Bugünlerde elimde Umberto Eco'nun Prag Mezarlığı var, birkaç tane de sırada bekleyen kitap.

Elimde ise çok zamandır "mutlaka örmeliyim" dediğim şal...O kadar beğendiğim bir modeldi ki aynı anda iki tane başladım, biri beyaz biri kırmızı...beyazın kenar sırasındayım...


 

Haydi ben örmeye devam edeyim de sizi fazla merakta bırakmayayım...

18 Şubat, 2014

Bir Etkinlik Hatırası

En son Eylül'üm doğumgününü kutlamış ve sonra yine sessizliğe gömülmüşüm...

Aslında yazacak çok şey, payalşılacak devam eden ve bitmiş bir çok proje var. Ama bir türlü program yapıp, düzene koyup paylaşamıyorum, yazamıyorum.

Gerçi çok telaşlı, koşuşturmalı son bir ay geçirdim. Gündüzüm geceme karıştı diyebilirim.Hemen anlatayım; Sibel Hoşcan Gönen isimli, yüreği çok güzel, paylaşmayı, destek olmayı ve bir şeyler yapmak için çaba göstermeyi seven çok hoş bir hobiseverin girişimiyle 13-14-15 Şubat günlerinde Nazım Hikmet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Sevgiyle Üretilmiş El Emekleri Şenliği düzenlendi.Cumartesi günü (15 Şubat) ben ve kardeşim kendi yaptıklarımızla bu şenliğe katıldık. Kardeşim kanaviçeleri ile ben ise örgülerimle.

Katılmaya karar verdikten sonra hummalı bir hazırlanma süreci geçirdim zira bir çok örgüsever gibi ördüklerimi hediye etmek gibi bir alışkanlığa da sahibim. Katılmaya karar verdiğim gün elimde neler var, standıma neler koyabilirim diye evdekileri kurcalayınca 3 lif, 2 şal buldum :)) Ve hemen yeni projelere başladım. Bu arada sevgili Nilgün sayesinde Facebook' da bir dükkan açmaya, sevgili Nazlı sayesinde ise 2009 yılında açmış olduğum Etsy dükkanıma bir şans daha vermeye karar verdim. Böyle olunca yapılması gereken çok iş, örülmesi gereken çok şey oldu.

Şenlik günü geride kaldı (bu arada yazmadan edemeyeceğim, harika bir gün geçirdik, çok eğlendik, zamanın nasıl geçtitğini anlamadık. Tüm yorgunluğa, telaşa değdi. Ve en güzeli bloglarından, diğer forumlardan tanıdığım bir çok arkadaşla tanışma fırsatı edindim. Harikaydı!). Şimdilik dinleniyorum, ama yakında şenliğe hazırladığım ürünlerimi sizlerle paylaşacağım. Ve şu an boş olan dükkanlarımı dolduracağım.

Sizlere şenlikten bir kaç resimle iyi günler dilemek istiyorum.


08 Ağustos, 2013

Şeker gibi bir Bayram olsun!

Bu yazımı bayramdan bir kaç gün önce hazırlıyorum sizlere; kısmetse hafta başı yola çıkacağız, memlekete, orada yazamam bayramızını kutlamadan olmaz diye düşünürek...

Bayram kutlaması yazıma resim ekleyeyim ama ne ekleyeyim klasik bir şey olmasın, benden birşey olsun diye düşünürken daha önce gördüğüm, bir ara yaparım diye arşive attığım bu şekerler aklıma geldi. akşam Eylül uyuduktan sonra oturdum, bir kaç tane hazırladım hemen..Ertesi gün daha ben resimleyemeden Eylül şekerlerle oynadı ve biraz kirletti :)) Lekeli lekeli resimlemek zorunda kaldım..




Ben bu şekerleri yaparken çok keyif aldım, size de bu şekerler gibi keyifli, huzurlu, güzel bri bayram dilerim.
İyi bayramlar !

27 Aralık, 2012

Eylül'üm 1 yaşında :)

Yine aralıklı aralıklı yazıyorum. Tüm suç Eylül'ün, izin vermiyor gün içinde bilgisayarımı açmama. Açsam da gönül rahatlığıyla oturamıyorum zira hanımefendi her yere emekliyor, her yere tırmanıyor, ya düşecek ya da bir şeyleri yıkacak devirecek diye korkuyorum.
Ama bugün ne olursa olsun yazacağım diye plan yaptım. Zira bugün benim minik prensesimin doğumgünüydü.
Küçük kendi aramızda bir doğumgünü yaptık miniğime. Küçük bir yemek, minik bir pasta...Sevdiklerimiz yanımızda. Bir çoğu gelemedi ama telefon edip, hediyeler gönderip mutluluğumuzu paylaştılar bizimle...

Miniğim biraz uykuluydu ama sonuna kadar dayandı, tüm misafirlerimizi kapıda birlikte uğurladık....



Bu arada prensesin tütüsü anne elinden çıkma :)) Ben yaptım ben yaptım :)



Pastasının tadına tabiki önce doğumgünü çocuğu bakar...ama çatal-bıçak beklemez parmaklarını sokar :))

Birinci yaşımızı böyle kutladık, Allah daha nice yeni yaşları da sevdiklerimizle, sağlıkla kutlamamızı nasip eder inşallah...

23 Eylül, 2012

Dağınıklık!

Şu an saat itibariyle pazar günü...Cumanın üzerinden 2 gün geçti yani ve benim cuma yayınım henüz girmedi :( Aslına bakarsanız lifim hazır ama çok sevdiğim bir örnek olmadı, keyif almadım örmekten ve sizinle paylaşmak çok cazip gelmedi bana. Ama yayını girmememin sebebi bu değil, daha çok dağınıklık!

"Nasıl yani? Ne dağınıklığı ? " diye sorduğunuzu duyar gibiyim...Hemen anlatayım; evin oturma odası olarak kullandığımız kısmı, Eylül hanımın gelmesi ile benim çalışma odam gibi oldu, zira benim çalışma odamı kendisine tahsis ettik, ben de oturma odasına taşındım. Taşınırken yünlerimi (oldukça çok miktardadır) çeşitli saklama kutularına, sepetlere koyup bir yerlere kaldırdım. Örerim diye düşündüklerimi de kütüphanemin raflarına dizdim. Zamanla bu kaldırdığım yünlerden bunları da örerim diye bir çok yün çıkardım odaya, artı yeni yeni yünler aldım. Ve oda o kadar karışık o kadar dağınık bir hal aldı ki, şimdi oda da o dağınıklığın arasında örmeye, yeni şeyler üretmeye çalışıyorum...Oysa dağınıklık o kadar ruhumu sıkıyor ki, ne ördüğümden ne de örmeyi düşündüklerimden bir haz alıyorum...




Sizlere bu dağınıklığın bir kaç resmini çektim. Utanmam lazım bu dağınıklıktan ama sizlerle paylaşıp bana biraz hak vermenizi istiyorum :( Pazar günü için planım odayı az da olsa toplamak, nefes alacak bir alan açmak...inşallah...



Son etkinliğin motiflerini de örmekten geri kalmıyorum yani :))


Oturduğum koltukta yer kalmayınca diğer koltuğu da dağıttım :P

This week I did not post my project of friday. I feel myself bored and also demoralized. The only reason is untidiness of my room. This room is my hoby room, all of yarns, needles, magazines and other suplies are here, and I usually crochet and knit here. But as you see on the photos it is really tangled :) And this makes me bored !

This sunday I will organize everything, I hope ! Wish me luck :))